Yalnızca kullanmak için değil, hissetmek, hatırlamak ve bağ kurmak için üretilen bir parça. Antik dünyanın estetiğini, doğanın iç sesini ve el işçiliğinin sıcaklığını bir araya getirmeye çalıştığım bir tutam fincan.
Yalnızca kullanmak için değil, hissetmek, hatırlamak ve bağ kurmak için üretilen bir parça. Antik dünyanın estetiğini, doğanın iç sesini ve el işçiliğinin sıcaklığını bir araya getirmeye çalıştığım bir tutam fincan.
Hatırlamak için, hissetmek için ve bir yerlerle – ya da bir zamanlarla – yeniden bağ kurmak için yapılmış Tamgasay fincanlarımı bu duygularla tasarladım. Her türlü sıcak soğuk içecekleriniz, kahve likör, sake.. Ama en özeli ''Kımız'' olurdu herhalde...
Bu fincanlar, binlerce yıl öncesinden bugüne gelen sesleri kaya yüzeylerine kazınmış izlerden toplayarak taşıyor. Her biri küçük birer totem gibi; zamana direnen, anlamla yoğrulmuş, ruhu olan objeler…
İçine sadece kahve değil, geçmişin fısıltılarını da doldurabileceğiniz bir fincan.
Her yudumda, Orta Asya’nın soğuk bozkır rüzgârı kulağınıza bir destan mırıldasın istedim.
Tamgasay’ı sıradan bir içki kabı olarak değil; bir zaman kapısı, bir hatırlatıcı, bir yemin nesnesi olarak düşündüm.
Dış dünya uzaklaşır, sesler yerini hafif bir uğultuya bırakır, zaman ağırlaşır.
O anlarda elinizde olmasını isteyebileceğiniz bir çay kupasıdır Tisania... Adını taşıdığı o yumuşak sesin ardında, binlerce yılın hafızasını taşıyan bir sessizlik gizli. Bu kupa iç sesimi duymaya başladığım anlarda, sabrın, niyetin ve sadeliğin sembolü olur benim için.
Bu şamanik mitolojik anlatı orta asya'nın kadim halkları arasında kuşaktan kuşağa
aktarılan, doğa ile ruh arasındaki bağı kuran Kamların kutsal yolculuklarından çıkış
alan yeni bir hikaye yi konu alır.
Şaman anlatıları, yalnızca bireysel yolculuklar değil; aynı zamanda toplumun kolektif
bilinçaltını şekillendiren mitolojik yapılardır. Geyik figürü, Türk ve Orta Asya mitolojilerinde hem yol gösterici ruh hem de soyun taşıyıcısıdır. Bu anlatı, arketiplerin
ve ritüellerin içinde bir hakikatin yankısını taşır.
Bu kolye, doğanın bilgeliğiyle ve kadim sembollerin ruhuyla şekillendi diyebilirim.
Orta Asya ve Sibirya şamanizminin güçlü sembollerinden ilhamla yapıldı..
Kolyede yer alan geyik figürü, benim için zarafetin, rehberliğin ve farklı boyutlar arasında geçişin simgesidir. Şaman figürü ise içsel dönüşümün, ruhla beden arasındaki köprünün, bir yolculuğun sembolü.
Özenle tasarken olabildiğince ''Sade'' kalmasınıda istedim. Bu sadece bir süs değil.. Bir anlam taşımalıydı. Doğayla ve insan ruhunun derinlikleriyle kurduğumuz o görünmez bağı yeniden hissettirecek bir tılsım olsun istedim.
Şifacının Çağrısı
“Eli ot, sözü dua, gözü gökyüzünde...”Bozkırın rüzgârında yankılanan davul sesleriyle başlar şifacının yolculuğu…
Orta Asya'nın sonsuz gök kubbesi altında, şaman — ya da eski Türkçedeki adıyla “kam” — sadece bir tedavi edici değil, ruhlarla konuşan, bitkilerle anlaşan, görünmeyenin bilgisine varan bir varlıktır.Anadolu’ya uzandıkça, bu gelenek biçim değiştirir ama özü kalır.
Kimi zaman bir ocakzade, kimi zaman dağ köylerinde bilge bir “otacı” ya da ana bacı olur.
Ama hepsi aynı kaynaktan beslenir: doğa, atalar ve ruhların bilgeliği.
Anlamda derinlik, biçimde sadelik...
İnançların Katmanlı Tarihi: Birbirine Karışan Yollar
İnançlar tarih boyunca değişmez değil, dönüşür. Eski Türk topluluklarının Şamanik dünyasıyla başlayan ruhsal yolculuk, İslamiyet’in kabulüyle kesintiye uğramamış, aksine zamanla katmanlaşarak zengin bir senteze dönüşmüştür. Anadolu bu sentezin en yoğun yaşandığı coğrafyalardan biridir. Peki, bu geçiş nasıl yaşandı? Hangi ritüel ve semboller eski inançlardan günümüze taşındı?
Bu yazı, Şamanizm ile İslam arasında Anadolu topraklarında örülen bu tarihsel geçişkenliği; ritüeller, semboller, mekânlar ve sanat eserleri üzerinden inceliyor.
Farklı coğrafyalarda, farklı tarihsel ve kültürel bağlamlarda gelişmiş gibi görünen Stoacılık ve Şamanizm, insanın varoluşuna, doğayla ilişkisine ve ruhsal deneyimlerine dair benzer temel anlayışlara sahiptir. Stoacılık, Antik Yunan ve Roma dünyasında, özellikle MÖ 3. yüzyılda Atina’da ortaya çıkan felsefi bir okul iken; Şamanizm, çok daha eski çağlara ve dünya genelinde özellikle Orta Asya, Sibirya ve Kuzey Amerika gibi bölgelerde görülen bir inanç ve uygulama sistemi olarak karşımıza çıkar. Her ikisi de farklı metodolojilerle yaklaşsalar da, insanın doğa yasalarına uyum sağlaması, içsel özgürlük ve ruhsal denge kavramları etrafında birleşir.
Bu makalede Stoacılık ve Şamanizm’in temel kavramları karşılaştırmalı olarak ele almaya, bu iki gelenek arasındaki felsefi, kozmolojik ve ruhsal bağları incelemeye çalıştım.

Atalarımız; Asya'dan Avrupa'nın bir ucuna, oradan okyanusu geçerek Amerika'ya, Ortadoğu, Anadolu ve dahi Akdeniz havzasına kadar yayılan çok geniş bir coğrafyada, hem yaşadılar hemde medeniyet oluşturdular.Bu tarihi macera, yalnız Türk'ün eseri olmayıp ama onun öncülüğünde, diğerlerinin katkıları ile çoğalmış, zenginleşmiş ve dünya ortak kültürünün mayası olmuştur.
Kam, evrendeki her şeyin özünün "Bir" olduğunu kabul ederek doğayla bütün olmaya çalışan kişidir. Dünyaya bir kurdun gözünden bakabilen, kuş olup vücudundaki rüzgarlara kanatlarını açabilen, bütünün bir parçasından genele ulaşmayı başarabilen insanlardır.
👇
Kun ve Ay (Güneş ve Ay), Kazakistan'ın Tamgalisay kentinde (MÖ 15000 – 4000) bulunan en önemli petrogliflerden biridir.
Görselde Kün ve AY ile ilişkilendirilen birkaç KHAM (Şaman Rahip), iki yüce ve kişiselleştirilmiş tasvir, dua ritüelleri ve dualar, bu duaya katılan yeryüzü insanları ve canlı kurbanlar yer almaktadır.
👇
Türkologların Orhun Yazıtları olarak adlandırdıkları yazıtlardan biri olan Kültigin Yazıtı, Türk dilinin en eski yazıtlarından biridir. Bu kitabede Bilge Kağan konuşur ve uzun bir metindir. Kitabenin doğu yüzünün 22. mısrasında Türk dünyasını âdeta sitem eder ve şu cümleyi kurar:
Asyatik Kam davulunun en önemli tasvir bölümü ''Uçmak''tır. cennet demektir. Daire ile sembolize edilir.
Tasarımda Şamanizm inançları kullanılmıştır. Güçlü tılsımlardan biri olan kurt dişi,
"Tengri" (𐱅𐰭𐰼𐰃), tarih öncesi Asya Türklerine ait önemli bir "Tanrı" ikonunun runik yazılışıdır. Runik Türk yazıtlarının tarihi M.Ö. 7000-7500 yıllarına kadar dayanmaktadır.
Tarih öncesi eski Türk halklarının inanç unsurlarını yansıtan ve şaman rahiplerin (Kam) kullandıkları sembollerden oluşan bir kolyedir.
Tüm doku ham seramik kil üzerine el işçiliği ile yapılmıştır. Kahve fincanlarının üzerine eski vitruvian duvarı ve kabartma desenlerinden alıntı yapılarak işlenmiştir.
Beyaz Kil / Sigrafitto / 1060C Sırlı Pişirim
Bardak: Ø=5cm/ h=6.5cm/ V=70ml,
Tabak: 12x9cm
Büyük boy kupaları sevenler için ideal. Antik duvar dokularından biri olan "Opus Vittatum" örgüsü kullanılarak tasarlanmıştır. Tüm doku el işçiliği ile yapılır.
500 ml sıvı tutar.
Beyaz Kil / Sigrafitto / 1060C Sırlı Pişirim
Ø=7cm / h=10cm / V=500ml
Bathonea Prehistorik Avcı Kahve Kupa Petroglif Desenli Beyaz Siyah (350ml / 12oz)
Taşa oyulmuş tarih öncesi bir avcı figürü görünümünden tasarlanmıştır. Petroglif deseni seramik kil üzerine el işidir. Sapın kaymadan rahat kavranabilmesi için ip sarma tekniği uygulanmıştır ve su geçirmezdir.
Beyaz Kil / Sigrafitto / 1060C Sırlı pişirim
Ölçüler: Ø=9cm/h=11cm/D=350ml
Fincanın içi siyah sırlıdır ve dış yüzeylerinde mat kaya dokusunda runik Türkçe yazıt (köktörük) vardır.
Dış yüzeye kazıyarak 𐱅𐰤𐰼𐰃:𐰋𐰃𐰔𐰤𐰃:𐰋𐰃𐰼𐰠𐰀 (Tengri Bizni Birle )
"Tengri bizimledir!" yazıyor. Genel anonim bir Türkçe duadır.
Teknik: Sgraffito, 1060C, Sırlı Pişirim
Ölçüler: Ø=8cm/ h=7cm/ V=180ml
Ahşabın dokusunu sevenler için ahşap kulplu kupa. Bardağımızın kulpu Anadolu'nun çoğu yöresinde Kiren meyvesi veya ağacı olarak bilinen masif bir ağaç olan Kızılcık Ağacından yapılmıştır.
Önce tahta çivilerle gövdeye sabitlenir ve sudan etkilenmeyecek bir ip ile bağlanarak düğümlenir. Kupanın yüzey deseni, seramik kilin elle kazınmasıyla oluşturulur.
1060C / Beyaz Kil / Sigrafitto
Ø=8cm/ h=10cm/ V=280ml
Tarih Öncesi Bir Fincanın Anlattıkları
Bu el yapımı fincan, yalnızca bir seramik parçası değil; binlerce yıl öncesine uzanan bir hafızanın yankısıdır. Sibirya’dan Altay Dağları’na, oradan Orhun Vadisi’ne uzanan geniş bozkır hattı, bir zamanlar “Ön Türk” topluluklarının yaşam alanıydı. Bu topluluklar; doğayla iç içe, gökyüzüne ve yeryüzüne aynı saygıyla yaklaşan, avcılıkla ve göçebe yaşamla var olmuş insanlardı.
Bugün bu fincanın yüzeyinde, onların dünyasını ve inanç sistemini semboller aracılığıyla yeniden görebilmek mümkün.
Boğa sembolü yeniden doğuşun sembolüdür. Torların diyarı, boğaların diyarı ve yüksek yerler; Işıklar diyarı olarak bilinen Anadolu'da Çatalhöyük'ten güneye bakıldığında kutsal boğanın adını taşıyan Toroslar (Tur-Öz, Toroslar, Tor) Boğa Dağları vardır. Boğa yeniden doğuşu, yeniden başlamayı sembolize etmiş. Dünya coğrafyasında bu bölge yeniden doğuşa inanılan ve en çok yeniden doğum vakalarının görüldüğü yerdir.
Bugün Anadolu'nun pek çok yerinde evlerin duvarlarının yüksek noktalarına kötülüğü uzak tutmak için boğa başları ve boynuzlar asılıyor. Girit, Kıbrıs, Sardunya Adası ve Malta Adalarında da çok yaygındır.
Kupa yüzeyinde el işçiliği ile işlenen ve kutsal kabul edilen boğa kafatası figürüne aynı temada bir kulp eşlik etmektedir.
Duble Türk kahvesi, hazır kahve ve Espresso Lungo ve Risretto'nun yanı sıra tüm kişisel kahve içecekleri için idealdir.
Boyut: Ø=7,5cm/ h=7cm/ V=140ml