Türk kültürünün en derin katmanlarına inildiğinde, bazı isimlerin yalnızca bir şahsı değil, bir çağın ruhunu temsil ettiği görülür. Bu isimlerden biri olan Kitab-ı Dede Korkut ile özdeşleşmiş Dede Korkut, hem tarihsel hem de mitolojik boyutlarıyla Türk düşünce dünyasında özel bir yere sahiptir. Onun adı etrafında şekillenen anlatılar, yalnızca destansı hikâyeler değil; aynı zamanda dilin, inancın ve kolektif hafızanın izlerini taşıyan çok katmanlı bir mirastır. Bu nedenle “Dede Korkut” adının kökeni ve anlamı üzerine yapılan her inceleme, bizi yalnızca bir kelimenin etimolojisine değil, aynı zamanda Orta Asya bozkırlarında şekillenen kadim bir dünyanın düşünce yapısına da götürür.
Şifacının Çağrısı
“Eli ot, sözü dua, gözü gökyüzünde...”Bozkırın rüzgârında yankılanan davul sesleriyle başlar şifacının yolculuğu…
Orta Asya'nın sonsuz gök kubbesi altında, şaman — ya da eski Türkçedeki adıyla “kam” — sadece bir tedavi edici değil, ruhlarla konuşan, bitkilerle anlaşan, görünmeyenin bilgisine varan bir varlıktır.Anadolu’ya uzandıkça, bu gelenek biçim değiştirir ama özü kalır.
Kimi zaman bir ocakzade, kimi zaman dağ köylerinde bilge bir “otacı” ya da ana bacı olur.
Ama hepsi aynı kaynaktan beslenir: doğa, atalar ve ruhların bilgeliği.
Anlamda derinlik, biçimde sadelik...










