"Şifacının Tohumu: Kadim Rüzgarların Fısıltısı"
Çok eski zamanlarda, henüz dağlar konuşur, nehirler sır tutarken; Gökkubbe ile Toprak Ana’nın arasında yürüyenler vardı. Onlara Ayın Evlatları denirdi. Bu insanlar, rüyalarla konuşur, taşlarla şarkı söyler, otlarla ruhları iyileştirirdi. Her biri bir Şifacı’ydı; ama aralarında biri vardı ki, diğerlerinden farklıydı.
Bu kişi, "Erketün" adıyla bilinen genç bir kadındı. Doğduğunda, gökyüzünde üç kartal birbiri etrafında spiral çizerek dönmüş, yeryüzüne mavi tohumlar düşürmüştü. Kadimler, bu olayın bir işaret olduğunu söyledi:
"Bu çocuk, ruhların ve bedenlerin arasındaki görünmeyen köprüyü kuracak."
Erketün büyüdü. Rüzgârın sesini, dağın sabrını, toprağın sıcaklığını öğrendi. Ama en önemlisi, üzerlik denen küçük bir tohumu tanıdı. Bu tohumun içinde gecelerin koruyucu soluğu, kötü ruhların unutulmuş adları saklıydı. Şamanlar bu tohumu ateşe atar, çıkan dumanla karanlıkları kovardı. Erketün, bu tohumu bir kolyeye mühürledi. Yanına da kendi ruhunun sembolünü çamurdan yoğurdu: Şifacı Figür. Kendi nefesiyle şekil verdiği bu figür, bir yandan koruyucu bir varlık, bir yandan içsel gücün hatırlatıcısı oldu.
Erketün’ün yaptığı kolyeyi taşıyan herkes, geceleri daha derin uyur, rüyalarında cevaplar alırdı. Ruhsal karışıklıklar içinde yönünü kaybedenlere kolye bir pusula gibi olurdu. Onu takanlar, bir şifacının gölgesiyle yürür, kendi içlerindeki şifacıyla yüzleşirdi.
Yıllar geçti. Erketün uzaklara gitti. Bazıları onun bir kartala dönüşerek gökyüzüne karıştığını, bazılarıysa sonsuz bir ormanda sonsuz bir ateşin etrafında şarkı söylediğini söyler.
Ama onun mirası, hâlâ yaşıyor.
Kilden yapılan o figür, üzerlik tohumlarıyla birlikte yeni zamanların yolcularına ulaşıyor.
Her kolye, bir şamanın nefesi gibi; taşıyana dokunur, onu korur, ona hatırlatır:"Sen de bir şifacısın. Unutma."











Hiç yorum yok:
Yorum Gönder