'' Seramik, dört ana element olan Ateş – Hava – Su ve Toprağı aynı anda en yalın ve en sade şekilde kullanabilen tek sanat dalıdır. Bu sadelik ve yalınlıkla yapılan her bir parçanın, yeryüzünün gücü olarak gördüğüm Yer ve Su ruhlarını yansıttığını düşünürken; bu güçten ilham alarak seramik sanatının arkaik, mitolojik ve etnik geçmişini çağdaş ve modern şekiller üzerinde yorumlamaya çalışıyorum.''
Seramik için toprağın ateşle dansı denir. On binlerce yıl öncesinden günümüze gelerek, insanın ateşle buluşmasından bu yana sürekli gelişen bir sanat dalı olmuştur. İlk insanın ellerinde yoğrulan çamur, yalnızca bir kap değil; avdan dönen insanın su taşıdığı, ateşi koruduğu, eti paylaştığı, atalarına sunduğu bir nesneye dönüşmüştür. Hayvanın kemiğiyle, insanın nefesiyle, toprağın özüyle birlikte biçimlenen bu nesneler; avın, savaşın, göçün ve ritüelin sessiz tanıkları olmuştur. Tarih öncesinden bugüne kadar binlerce yıllık gelişimin getirdiği dayanıklılık, estetik ve bilgelik bu sanatın içerisinde fazlasıyla vardır.
Bir kültürü geleceğe taşıyan, uygarlıkları kalıcı kılan en önemli unsur eserleridir. Sanatın bu anlamda kalıcı ve birleştirici bir özelliği vardır. İnsanlığın ilk yıllarından beri yaşanılan mekâna, ortama, kullanılan tekniğe göre sürekli gelişmiştir. Bu gelişime baktığımızda topraktan mamul eşyanın yapımı ile aynı paralellikte ilerlediğini görürüz. İnsan yerle bağ kurdukça, hayvanı izledikçe, avı öğrendikçe ve ölümü fark ettikçe; çamura yalnızca biçim değil, anlam da vermeye başlamıştır. Kaplar yalnızca günlük yaşamın değil, atalara sununun, ruh çağırma ritüellerinin ve savaş öncesi duaların da taşıyıcısı olmuştur.
Tüm bu özellikleriyle hiç şüphe yoktur ki antik çağ sanatının en iyi izlenebildiği alanlardan biri seramiktir. Bu anlamda seramik, yeni bir yüzyıla girdiğimiz şu günlerde bile kanıt olacak malzeme konumundadır. Şamanın ateş başında söylediği sözler, avcıların hayvan ruhuna ettiği yeminler, ataların anısına bırakılan kaplar; hepsi bu toprak nesneler üzerinden bugüne ulaşmıştır. Sanatın tarihsel süreci hakkında bilgilendikçe seramik sanatına karşı kişisel bir bakış açısı kazanır ve yaşadığımız bölgenin tarihine, dolayısıyla sanatına daha duyarlı oluruz. Çünkü seramik yalnızca estetik değil; insanın doğayla kurduğu ilişkinin kaydıdır.
Bugün artık özgün ve zengin zevkleri olan bireylerin çağdaş seramik tasarımlarını tercih ettiğini görmekteyiz; ancak özellikle ülkemizde büyük bir çoğunluk için SERAMİK sözcüğü bir sanat ve kültür dalından çok, günlük kullanım alanlarını ifade etmektedir. Ne yazık ki sanata ve bilime çeşitli sebeplerden dolayı uzak kalmamızın bir sonucu olarak oluşan bilgi ve ilgi eksikliğinden seramik sanat dalı da nasibini almıştır. Oysa seramik, yalnızca bir eşya değil; insanın hayvanla, toprakla, suyla ve ateşle kurduğu kadim bağın günümüze kalan formudur.
Neyse ki sosyal medyanın hayatlarımıza girmesiyle sanat ve zanaat yapıtlarına daha hızlı ve kolay ulaşabilir hâle geldik ve bu da bu alanlardaki etkileşimleri her zamankinden daha çok artırdı. El yapımı ve yüzde yüz doğal ürünler hayatlarımızda çok fazla yer bulamamakla birlikte, yine sosyal medya bu alandaki eksikliği hızlı bir şekilde gidermeye aday olmuştur. Öyle ki insanlığın tarihiyle neredeyse yaşıt olan seramiğin, yaşamlarımızda daha fazla yer alması bir istekten ziyade bir gereklilik olmalıdır.
Çünkü seramik, dört ana element olan Ateş – Hava – Su ve Toprağı aynı anda en yalın ve en sade şekilde kullanabilen tek sanat dalıdır. Ateş, avı pişiren ateştir; su, hayvanın ve insanın içtiği sudur; toprak, ataların yattığı yerdir; hava, şamanın nefesiyle söz verdiği boşluktur. Bu sadelik ve yalınlıkla yapılan her bir parçanın, yeryüzünün gücü olarak gördüğüm Yer ve Su ruhlarını yansıttığını düşünürken; bu güçten ilham alarak seramik sanatının arkaik, mitolojik ve etnik geçmişini çağdaş ve modern şekiller üzerinde yorumlamaya çalışıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder