Türk kültürünün en derin katmanlarına inildiğinde, bazı isimlerin yalnızca bir şahsı değil, bir çağın ruhunu temsil ettiği görülür. Bu isimlerden biri olan Kitab-ı Dede Korkut ile özdeşleşmiş Dede Korkut, hem tarihsel hem de mitolojik boyutlarıyla Türk düşünce dünyasında özel bir yere sahiptir. Onun adı etrafında şekillenen anlatılar, yalnızca destansı hikâyeler değil; aynı zamanda dilin, inancın ve kolektif hafızanın izlerini taşıyan çok katmanlı bir mirastır. Bu nedenle “Dede Korkut” adının kökeni ve anlamı üzerine yapılan her inceleme, bizi yalnızca bir kelimenin etimolojisine değil, aynı zamanda Orta Asya bozkırlarında şekillenen kadim bir dünyanın düşünce yapısına da götürür.
24 Mart 2026 Salı
Dede Korkut Adı ve Etimolojisi
26 Şubat 2026 Perşembe
Yunan Sözcüğünün Kökeni Nedir?
İon’dan Yunan’a, Hellen’den Greek’e Uzanan Bir İsim Yolculuğu
Bugün Türkçede “Yunan”, Batı dillerinde “Greek”, Yunanların kendi dilinde ise “Hellen” olarak geçen bu isimlerin kökeni aslında farklı tarihsel temasların izlerini taşır. Bir halkın adı, çoğu zaman kendisinden çok onu adlandıran komşularının dilini yansıtır. “Yunan” kelimesi de tam olarak böyle bir hikâyeye sahiptir.
19 Şubat 2026 Perşembe
YEŞİL KÜRE PARADOKSU
YEŞİL KÜRE PARADOKSU
Yazan: Ufuk Özçizme
Bu metin, yazarın geliştirdiği “Yeşil Küre Paradoksu” modeli üzerine düşünsel bir çalışmadır. Metnin akademik yapılandırma sürecinde yapay zekâ destekli yazım araçlarından yararlanılmıştır. Kavramsal çerçeve ve temel fikir yazara aittir.
6 Şubat 2026 Cuma
Uçmak Kozmolojisinden Giyilebilir Toteme
Şamanik Sembolizm
İnsanlık tarihine bakıldığında nesnelerin yalnızca işlevsel araçlar olarak üretilmediği açıkça görülür. Arkeoloji ve antropoloji alanındaki çalışmalar, gündelik kullanım eşyalarının aynı zamanda kozmolojik düşünceyi, toplumsal hafızayı ve sembolik dünyayı taşıyan araçlar olduğunu göstermektedir¹². Kaya resimlerinden ritüel davullarına, yazıtlardan tören giysilerine kadar uzanan geniş bir kültürel miras, maddi kültürün soyut anlamlarla örülü olduğunu ortaya koyar¹. Bu bağlamda çağdaş bir el yapımı kolye de yalnızca bir aksesuar olarak değil, tarihsel sürekliliğin içinde anlam taşıyan bir nesne olarak düşünülebilir.
30 Ocak 2026 Cuma
Kurt Dişinin Türk Mitolojisi ve Tarihindeki Yeri
Bu yazıyı, kurt dişinin Türk mitolojisi ve tarihindeki anlamını daha yakından anlamak için hazırladık. Kurt figürünün temsil ettiği güç, yön bulma ve hayatta kalma düşüncesi; zamanla yalnızca anlatılarda değil, insanların boynunda taşıdığı nesnelere de yansımış. Bu metinde, bu sembolün mitolojik ve tarihsel arka planını anlatır, ardından bu anlatıdan yola çıkarak ürettiğimiz seramik kurt dişi kolyeyi tanıtır. Amacımız, geçmişten gelen bu güçlü simgeyi bugünün el işçiliğiyle yeniden yorumlamak ve onu günlük hayatta taşınabilir bir nesneye dönüştürmektir.
27 Ocak 2026 Salı
El Hatırlar, Nesne Kalır / E-Kitap Hakkında
El Hatırlar, Nesne Kalır; kahveyi bir içecek olarak değil, bir davranış biçimi olarak ele alan; seramik fincanı ise bu davranışın sessiz taşıyıcısı olarak okuyan bir deneme kitabıdır.
Bu kitap, hızın norm hâline geldiği bir dünyada yavaşlığın bilgisini arar.
Nesnelerle kurduğumuz ilişkinin, zaman algımızı ve davranışlarımızı nasıl biçimlendirdiğini sorgular. Kahve ritüelini, gündelik hayatın içinde kalmış kadim bir pratik olarak ele alır; seramik fincanı ise bu pratiğin en sessiz ama en belirleyici unsuru olarak konumlandırır.
23 Ocak 2026 Cuma
Karaağaçlar (Oğraklar) Kimdir?
Orta Asya’dan Anadolu’ya Uzanan Sessiz Bir Boyun Hikâyesi
Bu yazıyı, Isparta Merkez Karaağaç kökenli biri olarak kaleme alıyorum. Çocukluğumdan beri adını taşıdığım bu yerin yalnızca bir mahalle değil, çok daha eski bir hikâyenin parçası olduğunu sezerdim. “Karaağaç” adının nereden geldiğini, neden Anadolu’nun farklı köşelerinde aynı adla yerleşimler bulunduğunu merak etmek beni bu araştırmaya götürdü. Oğraklar (Kara-Yıgaçlar) üzerine yapılan çalışmalarla karşılaştığımda, bağlı olduğum yerin adının Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan bir yolculuğun sessiz izi olduğunu gördüm. Bu yazı, bir akademik çalışma değil; kendi bağlı olduğum yerin adından yola çıkarak, bu uzun tarihsel yolculuğu anlamaya ve paylaşmaya yönelik bir sunumdur.
Ufuk Özçizme
27 Kasım 2025 Perşembe
Neolitik Dönemden Türk Dünyasına Uzanan Kadim Bir İnanç: Kafatası Kültü ve Boğa Kültü
Kafatası, insanlık tarihinin en erken dönemlerinden itibaren yalnızca biyolojik bir parça olarak görülmemiş, beynin ve ruhun saklı olduğu yer olarak algılanmıştır. Bu nedenle, kafatası pek çok kültürde “yaşamın merkezi”, “ruhun kabı” veya “ataların evi” olarak kutsal addedilmiştir. Hem arkeolojik hem de etnografik veriler, dünyanın farklı coğrafyalarında birbirinden bağımsız toplumların, kafatasını benzer ritüel amaçlarla kullandığını göstermektedir.
Bu kadim inanç sistemi, zaman içinde boğa kültü, yer-sub ruhları, koruyucu atalar ve şamanik uygulamalar gibi farklı ritüel sistemleriyle birleşerek daha karmaşık bir kozmoloji oluşturmuştur.Bu yazıda, Neolitik Yakındoğu’dan Avrasya bozkırlarına, oradan Türk dünyasının inanç sistemine uzanan kafatası kültünün kökenlerini ve devamlılığını bilimsel kaynaklara dayanarak ele alıyorum. Ayrıca, Türk dünyasında özel bir yer tutan boğa kültünü ve boğa kafatası kullanımını da detaylandırıyorum.
Yazıda ayrıca Kutlu Altay KOCAOVA’nın altayli.net’te yayımlanan çalışmasındaki bilgiler bilimsel bağlamda aktarılmaktadır.
El Yapımı Seramikte Zamansız Bir Desen - Owen Jones, Savage Tribes
Tarihi Desenlerle Modern Seramiğin Buluşması
Günümüzde el yapımı bir fincanın yüzeyinde karşılaştığımız her çizgi, aslında binlerce yıllık bir geleneğin yankısıdır. Bu yazıda, Viktorya dönemi tasarım dünyasının en etkili isimlerinden Owen Jones’un klasik eseri The Grammar of Ornament içerisindeki “Savage Tribes” bölümünden ilham alan özel bir seramik fincanın öyküsünü ve bu estetik mirasın günümüz zanaat kültürüne nasıl katkı sağladığını ele alacağım.
Viktorya dönemi tasarımının efsane ismi Owen Jones, The Grammar of Ornament kitabında dünyanın farklı kültürlerinden desenleri bir araya getirirken, “Savage Tribes” bölümünde savaşçı kabilelerin güçlü sembollerini kayda geçirmişti.
Bugün bu kadim motifler, el yapımı bir seramik fincanın yüzeyinde yeniden hayat buluyor.
Sgraffito tekniğiyle işlenen motif, hem kabile estetiğinin ritmini hem de modern zanaatın zarafetini taşıyor. Her çizgi, geçmişle bugün arasında kurulmuş küçük bir kültürel köprü gibi…Etnik desenleri günümüz tasarımında yaşatmak; kültürel hafızayı canlı tutmak, el işçiliğini desteklemek ve günlük hayatta anlam taşıyan objeler kullanmak demek.
Tarihi bir desen, zamansız bir form…Ve ruhu olan bir fincan.
26 Kasım 2025 Çarşamba
Denisovan İnsanı Kimdir?
Denisovan insanı (Denisovalılar), yaklaşık 300.000 – 50.000 yıl önce Asya kıtasında yaşamış, Neandertallerle yakın akraba bir arkaik insan türü ya da alt türüdür (Homo sp. altaiensis olarak da anılır). Günümüzde bu insan grubunu tanıtan en güçlü kanıtlar Sibirya’daki Denisova Mağarası’nda bulunmuş birkaç kemik ve diş parçası ile, onların genetik izlerini taşıyan modern insan DNA’sıdır.
ANAKHARSIS: BOZKIRIN BİLGESİ
Sınırların Ötesinde Bir Bilgelik
Anakharsis, antik dünyanın en dikkat çekici figürlerinden biridir.
M.Ö. 7.–6. yüzyıllarda yaşamış olan bu İskit/Saka kökenli düşünür, Grek kültürüne dışarıdan bakan keskin gözlem yeteneğiyle hem Atina’da hem de klasik dönem düşüncesinde derin izler bırakmıştır.Onu diğer bilginlerden ayıran özellik, otantik bir bozkır kültürü içinde yetişmiş, fakat Grek şehir devletlerinin hukuk, siyaset, gelenek ve felsefesini anlamaya çalışan entellektüel bir gezgin olmasıdır.
Kaynakların çoğu, onu “barbar bilgesi” ya da “İskit filozofu” olarak tanımlar. Bu tanımlama dışlayıcı görünse de aslında Anakharsis'in olağanüstü gözlem gücünü ve Grek kültüründeki etkisini vurgular.
25 Kasım 2025 Salı
ESKİ TÜRKLERDE UYGAR YAŞAM VE HUKUK
Tarihin Kırılan Aynasında Türk Uygarlığı
Tarihin Sessiz Sayfalarından Yükselen Adalet**
İnsanlığın uzun yolculuğunda bazı halklar, kendileri hakkında söylenenlerden çok daha büyüktür. Tarih, onları çoğu zaman yanlış aynalarda gösterir; yüzyıllardır tekrarlanan klişeler, hakikatin üstüne sis gibi çöker. Türkler de böyle bir hikâyenin içinde anılır çoğu zaman: savaşçı, göçebe, “barbar”… Oysa bozkırın sessizliği altında, buzun ve toprağın derinliklerinde saklanan arkeolojik izler; Çin, Bizans ve Abbasi kaynaklarında yer alan tanıklıklar; Uygur el yazmaları; mezar odalarından çıkarılan altın giysiler — hepsi bir araya geldiğinde bambaşka bir tablo belirir.
Bu tablo, yalnızca savaş meydanlarında at koşturan bir halkın değil; hukuku olan, adaleti önceleyen, sözleşme düzeni kuran, estetik ve zanaati yüksek bir uygarlık taşıyan bir dünyanın izidir.
Bu yazı, o dünyanın kapısını aralıyor.
1 Kasım 2025 Cumartesi
Kam Davulu Üzerindeki Sembollerden Doğan Bir Kolye
Doğanın dilini bilen, ruhun izini sürenlerin kolyesi bu…
Bir takıdan öte, bir hatırlatıcı, bir hatıra, bir dua gibi…Benim için “kam”, evrendeki her şeyin özünde Bir olduğunu sezebilen kişidir. Doğayla bütünleştiğinde, yaşamın her anı kutsal bir ritüele dönüşür. Kam; kurtla birlikte yürüyebilir, kuşla birlikte göğe yükselebilir, suyun şarkısını ve rüzgarın sırrını duyabilir. Kısacası o, insanla doğa arasında kurulmuş ruhsal bir köprüdür.
31 Ekim 2025 Cuma
Bozkırın Ruhu: Tengri Duasıyla Şekillenen Tarih Öncesi Kupa
Bu kupa, bir çağın tozunu taşıyor; ellerimde yeniden biçim buldu, ateşle kutsandı.
Her bakışta, her dokunuşta o eski avcıların duasını hatırlatmasını istedim.
Çünkü bana göre seramik, yalnızca şekil değil; bir hatıranın toprakta yeniden doğuşudur.
Sibirya ve Altayların rüzgârını, avcı-toplayıcı “Ön Türk” toplulukların bozkır yaşamını ve Göktürk Kağanlığı’nın köklerindeki o kadim ruhu hissettirmek istedim.
Bu kupa, yalnızca bir içecek kabı değil; bir dönemin sesini, doğayla
kurulan kutsal bağın izlerini taşıyan bir anlatı aslında.
25 Ekim 2025 Cumartesi
Limoges Bir Yerden Çıkarılmaz, Bir Yerde Üretilir
Limoges porseleni bir yerden çıkarılmaz, bir kültür içinde üretilir. Ancak ben, beyaz sessizliğin değil; toprağın sesinin peşindeyim
Limoges porseleni bana her zaman büyük bir saygı uyandırmıştır.
Ama ben o beyaz mükemmelliğin içinde değil,
toprağın ham nefesinin içinde kendimi buldum.
Gerçek zanaat, “neyi yapacağını” bilmek kadar,
“neyi yapmayacağını” da bilmektir.
Ben, seramiği seçtim.
Çünkü onun yüzeyinde, hem geçmişin izini hem de kendi el izimi görebiliyorum.
Ve bana göre, sanat da biraz budur zaten —
dokunduğunda konuşan bir yüzey.
20 Ekim 2025 Pazartesi
Taşta Yazılmış Söz: Bilge Kağan’dan Bugüne Bir Mesaj
Sipariş Sayfası
Elinizde tuttuğunuz bu kolye, yalnızca bir takı değil — geçmişle bugün arasında köprü kuran bir anlam nesnesi. **“Orhun Yazıtları Bilge Kağan’ın Kadim Sözleri”** adını verdiğim bu çalışma, Orta Asya’nın ruh dünyasına açılan bir kapıdır.
Verilen kolyede yer alan söz, Kültigin Yazıtı’ndan alınmıştır. Bu söz, Türk toplumunun **devlet bağı, töreye sadakat** ve gök-yer dengesine olan inancını öne çıkarır. Yazıtta geçen “Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe…” ifadesi, kozmik düzenin ve sürekliliğin altını çizer.
Bozkırın Işığı: Kün-Ay Kupası ile Gök-Yer Arasında İnsan
Her sabah fincanı eline aldığında, sıradan bir nesne değil; kuşaktan kuşağa aktarılan bir hafıza, kadim bir dua ve doğayla kurulan kutsal bir köprüyü tutuyorsun. Kün-Ay Kupa, gök ile yer, güneş ile ay, insan ile tanrı arasında kurulan ince bağı simgeliyor.Bu kupa yalnızca bir içecek kabı değil; aynı zamanda bir ritüel nesnesidir. Avcı-toplayıcı dönemlerden itibaren, güneş ve ay insanın yön bulduğu, dua ettiği iki temel rehberdi. Güneş, yaşamı; Ay ise zamanı simgeliyordu. Bu iki sembol, gökyüzüyle kurulan iletişimin iki kutbudur.
19 Ekim 2025 Pazar
Ataların Ruhlarını Çağırmak: Sibirya’da Kozmik Döngülerle Uyumlu Bir Şaman Buluşması
“Ataların ruhlarını çağırmak için dünyanın dört bir yanından şamanlar, Sibirya’da göksel döngülerle uyumlu bir tören için bir araya geldi.”
– DailyMail, 2014
Giriş: Kozmik Zaman ve Kadim Ritüeller
Sibirya’nın kalbinde, rüzgârın dağlardan yankılandığı bir vadide, farklı kıtalardan gelen şamanlar bir araya geliyor. Amaçları tek:
Atalarının ruhlarını çağırmak ve gökyüzüyle, dünya ile yeniden bağ kurmak.
Bu tören yalnızca mistik bir gelenek değil; bozkırın, dağların ve insan ruhunun derin hafızasına dokunan bir buluşma.
19 Ağustos 2025 Salı
Batmayan Güneşin Ülkesi
Batmayan bir güneş, aslında hiç doğmayan bir gelecektir....
6 Ağustos 2025 Çarşamba
Eski Türkçe’de “Şaman” Sözcüğü Var mıydı?
"Şaman" sözcüğünün kökeni üzerine yapılan araştırmalar, bu terimin Eski Türkçe'de doğrudan kullanılıp kullanılmadığına dair net bir kanıt ortaya koymamaktadır. Genel kanı, “şaman” kelimesinin köken itibarıyla Tunguzca (özellikle Evenkçe) kökenli olduğudur. Bu dile göre “šaman” ya da “šamán” biçiminde kullanılan kelime, “bilen, ruhlarla iletişim kuran kişi” anlamını taşır (Eliade, 1964).
Bu sözcük, 17. yüzyıldan itibaren Rus kaşif ve misyonerler aracılığıyla Batı literatürüne girmiştir. Daha sonra ise akademik antropoloji ve etnografya terminolojisine dahil edilmiş, zamanla bir "çatı terim" halini almıştır. Bugün, “Şamanizm” ifadesi, Sibirya, Orta Asya, Amerika ve bazı Güneydoğu Asya toplumlarındaki benzer ruhani pratikleri tanımlamak için kullanılmaktadır.
Ancak bu modern kullanım, geçmişteki yerel halkların kendi inanç sistemlerini adlandırma biçimleriyle örtüşmez. Hiçbir eski kültür, inanç sistemine doğrudan “Şamanizm” adını vermezdi. Bu adlandırma, dışarıdan gözlemleyen araştırmacıların oluşturduğu bir sınıflandırmadır.
Eski Türk kültürlerinde ise şaman işlevine sahip kişilere farklı adlar verilmiştir. En yaygın bilinenlerden biri “kam” (ya da “qam”) kelimesidir. Bu kişi, ruhlar âlemiyle bağlantı kuran, hastalıkları iyileştiren, kehanette bulunan ve topluluğun ruhsal rehberliğini yapan figürdür. Orhun Yazıtları'nda bu kelime doğrudan geçmese de, sonraki dönem yazılı kaynaklarında ve sözlü gelenekte yerini koruduğu bilinmektedir (Clauson, 1972; Kafesoğlu, 1986).
Dolayısıyla “şaman” kelimesi, Eski Türkçe’ye ait değildir; fakat şamanlık kurumu, Türk halkları da dâhil olmak üzere Avrasya’nın birçok yerli halkında farklı adlarla var olmuştur. Bugün “Şamanizm” dediğimiz şey, esasen çok çeşitli ve yerel adlarla tanımlanmış, birbirinden farklı ama benzer işlevler gören inanç sistemlerinin modern, akademik bir sınıflandırmasıdır.
Kaynakça:
-
Eliade, Mircea. Shamanism: Archaic Techniques of Ecstasy. Princeton University Press, 1964.
-
Clauson, Gerard. An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish. Oxford: Clarendon Press, 1972.
-
Kafesoğlu, İbrahim. Türk Milli Kültürü. Ötüken Neşriyat, 1986.
-
Hoppál, Mihály. Shamanism: An Introduction. International Society for Shamanistic Research, 2002.


